

Bu yarışa aylar öncesinden kayıt yaptırmış olmama rağmen katılıp katılamayacağım 1 hafta öncesine kadar belli değildi. Sebebi, uzun süredir ertelediğim bir ameliyatı ani bir kararla yarıştan 3 hafta önce olmam. 10 Nisan’da katılmayı hedeflediğim Rotterdam Maratonu’ndan yeterince önce, fakat Runtalya’ya oldukça yakın bu ameliyat sonrası iyileşme sürecim mutluluk verici şekilde hızlı oldu ve bu yarışa üstüste 3. kez katılmayı başardım.
Mart ayında Antalya’da böyle bir yarış zaten sezon olarak benim yıllık takvimime çok güzel uyuyor. Bir nevi kışa veda koşusu gibi. Fakat yılın ilk çeyreğinde olduğundan burada maraton koşmayı şimdiye kadar düşünmedim. Belki önümüzdeki yıl Avrasya ile birlikte yurdumuzda yapılan 2 maraton yarışından biri olan bu yarışa tam maraton koşmak için gelmemin zamanıdır artık.
RUNTALYA’ya ilk katıldığım yıl eşimle birlikte Antalya’ya gelmiştik. Yarış sonunda stadyumun çimleri üzerinde güneşlenen eşimin hamile olduğunu bizden başka kimse bilmiyordu. İkinci gelişimizde oğlum Luka 6 aylıktı ve minik ayaklarına ilk değen çimler yine bu stadyumun çimleri oldu. Artık eşimle buraya gelmek bizim için hoş bir haftasonu kaçamağı halini alıyor gibiydi ve üçüncüsünü de bu yıl gerçekleştirdik; tabii yine Luka’yla birlikte.
Bu yarışın benim için diğer bir önemli anlamı, Adım Adım Oluşumu’nun en önem verdiği ve en fazla katılım sağladığı organizasyonlardan biri olması. Bu vesileyle biz üyelerine Antalya’nın en seçkin otellerinde çok avantajlı konaklama imkanı sunuluyor. Bu otellerdeki atmosfer o kadar güzel oluyor ki! Kışın kayak sporuyla ilgilenenler aşinadır, tıpkı dağdaki otellerde olduğu gibi aynı sporu yapan bir sürü insan aynı otelde bulunur, yeni tanışıklıklar oluşur, atmosfer genelde pozitiftir.
Runtalya zamanı bu otellerdeki hava daha da güzel oluyor, çünkü bu aynı sporu yapan insanlar aynı zamanda aynı oluşum vasıtasıyla bağış topluyorlar. Kendi hayatlarında keyifli bir şey yaparken başkalarının hayatlarını da iyi yönde değiştirmeye çalışıyorlar.
ÖGER Turizm’in yarattığı ve geleneksel hale getirdiği RUNTALYA’ya, sanırım yabancı katılım oranı Avrasya Maratonu’ndan fazla. Bu duruma Antalya’nın turizmdeki rolünü de eklersek çevredeki yabancı seyircilerin fazlalığı ve sporculara gönülden verdikleri desteği açıklamamıza yetecektir.
Yarış öncesi her zamanki gibi bir alışveriş merkezinde 2 gün boyunca numara dağıtımı yapıldı, makarna partisi düzenlendi. Ben göğüs numaramı almaya cumartesi günü gittim. 2-3 dakika içinde tüm işlemlerimi tamamladım, zaman çipimin kontrolünü yaptırdım. Organizasyonun bu aşaması 3 yıldır saat gibi işliyor, hiç izdiham yaşanmıyor. Yalnız benim gittiğim saatlerde makarna partisi önceki yıllara göre oldukça sönük geçiyordu.
Yarış günü hem organizasyon hem de sporcular zor hava şartlarından dolayı oldukça sıkıntılı anlar yaşadılar. Aslında ”sporcuların bir bölümü” demeliyim, çünkü benim gibi yarı maraton koşanlar bazı bölümlerdeki sert rüzgarlar ve parkurdaki su birikintileri dışında fazla zorlukla karşılaşmadılar. Unutmadan buna bir de km tabelalarının bulunmamasını da eklemeliyim. Dendiğine göre sabah saatlerinde bu tabelalar bulunuyormuş, fakat sert rüzgar sebebiyle kaldırılmış.
Maraton ve 10 km. Yarışları sabah 9:00’da start alırken Yarı Maraton’un başlangıç saati 10:30’du. Önceki yıllarda hava güneşli ve sıcak olduğunda bu durum yarı maratoncuları oldukça zorluyordu. Çünkü yarışın büyük bölümünü güneşin yakıcı sıcağında koşmak zorunda kalıyorlardı. Bu sefer başlangıç saati, aksine yarı maratoncuları sevindirdi. Sabah 9’da start alacak koşucular sağnak yağmurun başlangıç saatinden 10 dakika kadar önce başlayıp yaklaşık 40 dakika kadar sürmesiyle hem geç yarışa başlamış, hem de sırılsıklam olmuşlar.
Bulutlu, serin, hatta yağmurlu havalara birçok insan burun kıvırırken ben çok severim. Sevmemin en önemli sebebi, bu havaların koşu sırasında vücut ısımı düşürmeye yardımcı olmaları. Ayrıca çocuk yaşlarımda ailemle yaptığımız uzun yelkenli seyahatlerinde karşılaştığımız fırtınalı havaları hatırlatır bu havalar. Saatlerce sallanarak, dalgaların serpintilerini yüzümüzde hissederek yol aldığımız zamanlar bir tür zen hali yaşardık. Doğayla başetmek, bu denli içiçe olmak bana tarifi zor bir haz verirdi. Hala böyle soğuk, yağmurlu günlerde keyifle koşarım. Kıyafetleri doğru seçtikten sonra bu tür havalar aslında korkulduğu kadar sorun olmuyor.
Start alanında görevli bir kamyona çantalarımızı teslim ettik. Yarım saat kadar hafif koşular ve ısınma hareketleriyle vücudumuzu yarışa hazır hale getirdik. Ve nihayet koşu başladı. Başlangıçtan itibaren rahatsız edici sıkışıklıkta bir kalabalık yoktu. İstediğim hızda koşabilir durumdaydım. Bu durum yarışın başlarında kalabalıktan sıyrılmak için gereksiz enerji harcamamı engelledi. Parkur boyunca pek fazla bir aktivite göremedim. İlk katıldığım yıl yaklaşık 5 km’de bir, farklı otellerin animatörlerinin gösterileri oluyordu. Tempolu müzikler, oryantal danslari yeniçeri gösterileri eşliğinde koşuyorduk. Bu yıl bunlar ortalıkta yoktu. Büyük ihtimalle hava muhalefetinden ötürü programlarını erken kesmişlerdi. Fakat hava durumunu önceden kollayıp ona göre tedbirlerini alıp sporcuları motive etme görevlerini yerine getirmeleri gerekirdi.
Önceden bahsettiğim gibi; km. tabelalarının başlangıç çizgisinden bitiş çizgisine kadar hiçbir yerde bulunmaması çok büyük bir eksiklikti. Aksi gibi GPS saatim de İstanbul’da kaldığından yol boyunca GPS saatli kimi görsem bulunduğumuz km.’yi, o anki hızımızı sorup duruyordum.
Yarışın ilk 10 km’sinde zaman zaman fırtına şiddetinde kafadan esen rüzgar arada yalpalamama yol açsa da ciddi bir sıkıntı yarattığını söyleyemem. Su istasyonları yeterli aralıklardaydı. Yarışın benim için hoş bir sürprizi bu istasyonlardan bazılarında elma, muz ve isotonik içecekler bulunmasıydı. Islak sünger de bulunuyordu ama bu havada pek ihtiyaç olmadı tabii.
Yarışın beni en çok üzen bölümü stadyum içerisindeki son 200 metre oldu. Geçen yıl yapılan onca tenkide rağmen bu 200 metrelik toprak alanın engelli yarışmacılar için sorun teşkil etmemesi adına düşünülmüş tek şey yere döşenmiş yeşil halılardı. Normal koşullarda, eğer bu kadar yağmur yağmış olmasaydı belki iş de görebilirdi. Fakat ben stada girdiğimde oldukça engebeli, halı kaplı geniş bir kulvarla karşılaştım. Hatta o halı üzerinde koşmaktansa hemen yanındaki çamurlu alanda koşmayı tercih ettim.
Diğer bir eksiklik zaman kontrolünün sadece başlangıç, dönüş ve bitişte olmasıydı. İnsan her 5km’deki hızını merak ediyor. Kaliteli koşu yarışlarında çipli zaman kontrolü noktaları daha sık oluyor.
Bu seneki madalyalar çok hoşuma gitti, bence son 3 yılın en güzel tasarımı.
Yarı maraton mesafesindeki en iyi derecemi yapmış olduğumdan bu madalyanın – bir sonraki en iyi dereceme kadar – benim için ayrı bir anlamı olacak.
-8 Mart 2011 tarihinde Cyclingtr.com sitesine verdiğim röportajdır. Yarış raporunun tamamı için tıklayınız


Leave a Reply